
Soru basit;
Bir parti üyesi gerçekten aidiyet duygusuyla mı oradadır, yoksa kişisel çıkar, vitrin siyaseti ve bir sonraki koltuğun hesabıyla mı?
Eğer cevap son iki ihtimale yaklaşıyorsa, işte o zaman siyaset adına vahim bir tabloyla karşı karşıyayız demektir.
Aidiyet dediğiniz şey; sadece rozet taşımak değildir.
Aidiyet, ideolojik bir bağdır.
Aidiyet, sorunları önce kendi evinde konuşma ahlakıdır.
Aidiyet, kameralar karşısında değil, örgütün içinde sorumluluk almaktır.
Eğer bu aidiyet gerçekten hissedilseydi; bir meclis üyesi çıkıp görev yaptığı partiyi parti dışı alanlarda, kameralar aracılığıyla tartışmaya açmazdı.
Eleştiri elbette olmalıdır. Ama eleştirinin de bir usulü, bir adresi ve bir zamanı vardır.
Aidiyet hisseden insan, meseleyi vitrine taşımaz; önce kendi kapısını çalar.
Dahası…
Aidiyet duygusu olan biri, ilçe başkanına yönelik olarak “benim ilçe başkanım değil” imasında da bulunmaz.
Çünkü bu tür çıkışlar, kişisel duruş değil; kurumsal saygı eksikliğidir.
Bugün Doruk Bulut, ilçe başkanlığı görevini öyle tesadüfen, tepeden inme ya da üst düzey yöneticilerin işaretiyle yapmıyor.
Gençlik kollarından bu yana Cumhuriyet Halk Partisi’ne gönül vermiş, örgütün mutfağından yetişmiş, emeğiyle bu noktaya gelmiş bir isim.
Sahada olan, örgütle iç içe olan, sorumluluk alan ve bu sorumluluğu da somut çalışmalarla taşıyan bir ilçe başkanı.
Siyasette farklı düşünceler olabilir. Tartışma olur, eleştiri olur.
Ama aidiyet varsa yöntem de olur, dil de olur, saygı da olur.
Aksi hâlde yapılan şey; siyaset değil, kişisel tanıtım çalışmasıdır.
Ve şimdi buradan açık bir soru sormak istiyorum:
Cihan Demir, bu yapının gerçekten bir parçası mı, yoksa bir sonraki basamağın yolcusu mu?