
Her sabah olduğu gibi yine güne haber ajanslarının geçtiği haberleri okuyarak başladım. Bir yanda savaşın izleri… yıkılmış şehirler, ağlayan anneler, hayatını kaybeden çocuklar… Ekrana bakarken içim sıkıştı.Sonra telefonu bıraktım.Camdan dışarı baktım.Bizim sokak… sessiz, sakin. Bir savaş yok.Ama garip bir şekilde içimdeki huzursuzluk geçmedi.Çünkü ben o sabah sadece o acıları görmedim…Aynı zamanda kendi ülkemin gerçeğini de düşündüm.Bir komşum geldi aklıma…Geçen gün ayaküstü konuşmuştuk. Çocuğu okula gidiyor. “Servisi bıraktık” dedi. “Beslenmeyi de artık evden ne bulursak…” Cümlesini tamamlayamadı. Gözleri başka bir şey anlatıyordu.Bir başka tanıdık…Oğlu çalışmaya başlamış. Okuldan sonra inşaata gidiyormuş. “Mecbur” dedi babası. “Hayat pahalı…”“Mecbur…”Ne ağır bir kelime.Sonra kendi kendime sordum:Biz gerçekten neyi konuşuyoruz?Çünkü ne zaman biri çıkıp bu hayat pahalılığını anlatsa, birileri hemen aynı cümleyi kuruyor:“Şükret… bak başka ülkelerde savaş var.”İşte tam burada benim aklım duruyor.Evet… savaş yok.Ama bu ülkede insanlar yaşam mücadelesi veriyor.Market raflarının önünde hesap yapan anneler gördüm ben…Kasada ürün eksilten babalar…“Onu alma” diye çocuğunun elini yavaşça geri çeken insanlar…Bu bir savaş değil mi?Belki şehirler yıkılmıyor… ama hayat pahalı.Belki o büyük felaketler yok… ama umutlar yavaş yavaş eksiliyor.Geçen gün kiraları konuştuk bir arkadaşla…“28 bin lira asgari ücret” dedi.Sonra durdu… “Evler 25-30 bin…”İkimiz de sustuk.Çünkü bazen bazı gerçekler cümle kurmaya bile izin vermiyor.Ve sonra yine o cümle geliyor bir yerden:“Daha kötüsü var…”Var elbette.Ama insanın içinden şu geçiyor:Neden hep daha kötüsüne bakıyoruz?Neden kimse dönüp de “daha iyisi mümkün” demiyor?Neden bu ülkenin insanı, İsveç’te yaşayan biri gibi, Norveç’te yaşayan biri gibi bir hayatı hayal ettiğinde abartmış sayılıyor?Biz ne zaman daha iyisini istemekten vazgeçtik?Ramazan geçti…Bu millet yine kendi kendine yetmeye çalıştı.Birileri bakkal defterini kapattı, birileri öğrenciye destek oldu.İyi ki de oldu.Ama içimde bir şey bunu alkışlamıyor.Çünkü ben biliyorum…Bu bir dayanışma örneği olduğu kadar, aynı zamanda bir eksikliğin de göstergesi.Devletin olması gereken yerde vatandaş vardı.Ve bu bana şunu düşündürüyor:Bir ülkede insanlar birbirine bu kadar sıkı tutunmak zorunda kalıyorsa, orada bir şeyler eksiktir. Tekrar telefonu elime aldım…Haberler hâlâ akıyordu.Ama ben artık sadece şunu düşünüyordum:Bizim ülkemizde savaş yok… doğru.Ama insanlar yaşıyor gibi yaparak yaşamaya çalışıyor.Ve kim ne derse desin…İnsan, sadece hayatta kalmak için değil…insanca yaşamak için var.